2 Ağustos 2010 Pazartesi

Denemek güzeldir...




Transfer politikasını değiştiren üç büyükleri bakalım bu sezon neler bekliyor ?

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Le Tour de France

2010 fransa bisiklet turu sonunda başladı. 3 temmuz cumartesi günü Rotterdam da açılış etabıyla açılışını yapmıştır. 8.9 km lik etap Fabian Cancellara' nın üstünlüğüyle geçildi. 20 etap sürücek olan tur Fransa' nın Paris şehrinde 25 temmuz tarihinde sonlanacak. Eurosport ekranlarında hergün yayımlanan turu yakından takip edebilirsiniz.
İsterseniz biraz turun geçmişinden ve içeriğinden bahsedeyim. İlk olarak 1903 tılında yapılan tur en önemli spor organizasyonlarından biri haline gelmiştir. Fransa Turu'nu en çok kazanan isim, 2005'teki üst üste 7. şampiyonluğunun ardından sporu bıraktığını açıklayan Amerikalı pedal Lance Armstrong'dur. Armstrong'dan sonra en fazla şampiyonluk yaşayan isimler beş zaferle Eddy Merckx, Bernard Hinault, Miguel Indurain ve Jacques Anquetil'dir. Yaklaşık 3600 km koşulan tur Benelux ülkeleri, İtalya ve İsviçre'yi de kapsayacak şekilde düzenlemektedir.
Turun kazananları 4 farklı kategoride değerlendirilir :
- Genel klansman 1. si sarı mayoyu giyer. Her etapta yarışcının elde ettiği zamanlar üst üste eklenerek genel klansman belirlenir.
- Turda puan klasmanının lideri, yeşil mayoyu giyer. En iyi sprinter'a verilen yeşil mayonun klasmanı, etap içinde zorlu derecelerine göre puanları değişen sprint kapılarından geçen bisikletçilerin aldığı puanlarla belirlenir.
- En iyi tırmanışçıya verilen birinciliği ise kırmızı puanlı mayo temsil eder. Tırmanış etaplarında 1., 2. ve 3. kategoriden tırmanış kapılarında alınan puanlar toplanarak, turun en iyi tırmanışçısı seçilir.
- Son olarakta 25 yaşının altında genel klansmanda en iyi yerde bulunan bisikletçiye verilen beyaz mayo vardır.
Turdaki etaplar kendi içinde farklılıklar göstermektedir. Mesela düz ve çok fazla iniş çıkış içermeyen etaplar var ki bu etaplar sprint finali ile tamamlanır ve yeşil mayo için yarışan bisikletçilerin mücadelesinde geçer. Zamana karşı etaplar var ve 2 farklı kısımda koşulur; takım zamana karşısı ve bireysel zamana karşı. Bu etaplarda bisikletçiler 2 şer dakika arayla genel klansmanda son sırada olan bisikletçinin startıyla başlar. Son olarakta tırmanış etapları yer alır ki turun kazananı büyük ölçüde bu etaplarda belirlenir.

12 Mart 2010 Cuma

Ligin Güneşleri


321 milyon dolar yıllık yayın bedeli karşılığında beklentilerimizin artmasından bahsetmiştik son yazımızda. Ancak o günden bu güne çok değişiklik olduğu söylenemez ligimizin futbol kalitesi açısından.
Ancak belirtmekte fayda var ki süper ligimizde her takımın zevksizlikte payı olduğunu söyleyemeyiz. Bununla birlikte oynadıkları futbolla futbolseverlere zevk veren ve gelecek için de umutlarımızın tekrar yeşermesini sağlayan futbol kulüplerimiz de taraflı tarafsız herkesin sempatisini kazanmakta. Bu yazımda, bu sezon içinde maçlarını izlemekten keyif aldığım takımları irdelemek istedim.
1- TRABZONSPOR
Bir zamanlar liglerde fırtınalar estiren Karadeniz bölgesinin süper ligdeki tek takımı artık Trabzonspor. Şampiyonluktan yıllar yılı o kadar uzak kaldılar ki artık şampiyonluk hayali kurmaları da çok kolay değil. Ancak bir dönemin Anadolu Kaplanı olarak anılan bu kulübün en son Şenol Güneş döneminde ellerinden kaçırdıkları şampiyonluktan bunca yıl bu kadar uzak kalmalarında yönetim hataları yadsınamaz bir paya sahiptir. Öncelikle Trabzonspor'un yönetimindeki değişiklikle Sadri Şener'in başkanlığında yeni bir yapılanmaya gitmesi Trabzonspor taraftarlarını da tekrar coşturmuş vaziyette. Sezon başında yapılan bir hata ile Hugo Bross'un teknik direktörlüğe getirilmesi ile başlayan kötü süreç çok olumlu bir hamleyle sona erdirilmiş ve Karadeniz Fırtınası'nın vazgeçilmez güneşi Şenol Güneş tekrar kentteki heyecanı arttırmıştır. Zaten takım oyununu mükemmel bir şekilde ortaya koyan bu takımdaki Serkan Balcı, Selçuk İnan, Colman, Egemen Korkmaz gibi oyuncuların üstün performansı ile birlikte Şenol Güneş'in gelmesiyle her geçen gün formunu artıran Umut Bulut'un golleri Trabzonspor maçlarının mükemmel bir seyir faaliyeti olmasını da beraberinde getirdiğini belirtirsek hata yapmış olmayız. Kadronun oturmuş olduğunu gördüğümüz Trabzonspor'da oyuncuların biraz daha tecrübe kazanmaları ile statlarda "şampiyon Trabzon" tezahüratlarını duyacağımız günler yakındır.
2- BURSASPOR
Sezona hayat veren takımlardan birisi de oynadığı güzel futbol ve aldığı flaş sonuçlarla hiç kuşkusuz Bursaspor. Yeşil timsahlar bu sezon genç teknik direktörleri Ertuğrul Sağlam ile birlikte mükemmel bir çıkış yakalamış ve galip geldiği maçlardaki güzel oyunuyla da bu çıkışın tesadüf olmadığını göstermiştir. Bu çıkıştaki en büyük pay sahibi hiç kuşkusuz futbolcularıyla olan uyumu ve taktik dehasını sahaya yansıtması ile Ertuğrul Sağlam. Buradan bahsetmekte fayda var ki Beşiktaş'tan ayrılışı hiç hoş olmayan Ertuğrul Sağlam yediden yetmişe herkesin takdirlerini de kazanmakta. Geçtiğim sezonun sonunda orta sahasının etkili ismi Mustafa Sarp'ı Galatasaray'a kaptıran yeşil beyazlılar, oynadıkları takım oyunu ile Mustafa Sarp'ı aramadılar. Bununla birlikte göz önüne çıkan Sercan Yıldırım gibi genç bir forvetin yanı sıra Sercan kadar vitrinde olmayan ama en az Sercan kadar faydalı olan Batalla, Ozan İpek, Volkan Şen gibi oyuncuların da Bursaspor'a altın çağını yaşattıklarını söylesek hata etmiş olmayız. Bursaspor'un Trabzonspor ile benzeştiği bir özellik de taraftar yapısı. Türkiye'deki taraftarların şehirlerinin takımlarını desteklemek yerine üç büyükleri desteklemesinin aksine Bursa halkı önemli bir destek olmaktalar takımlarına. Bugün ligimizde İstanbul Büyükşehir Belediyespor gibi boş tribünlere oynayan takımların varlığına rağmen, Eskişehirspor, Bursaspor gibi takımların deplasmanlarda bile ciddi taraftar desteğine sahip olması futbolun ayrılmaz bir parçası olan taraftar ayağının sağlamlaştığını gösteriyor. Kupada 3-0'lık bir skorun rövanşında uzatmaların son saniyesinde yedikleri bir golle 3-1 kazanmalarına rağmen Fenerbahçe'ye elenen Bursaspor hem o maçta hem de 22.02.2010 tarihinde Kadıköy'de oynadıkları maçta 2-0 yenik durumda götürdükleri maçı 3-2 kazanmaları Fenerbahçe seyircisi açısından bir üzüntü kaynağı olmasına rağmen hiçbir şeyin yıldıramadığı bir takımın kazanma azmi gerçek futbolseverlerin çılgınca sevinmesini sağladı. bir de Beşiktaş maçında son dakikalarda bir defans oyuncusu olan Ömer Erdoğan'ı forvete alarak aradığı golü bulan Ertuğrul Sağlam, bir taktik anlayışı da yaratmış oldu. Ufak da olsa bu satırları okuma ihtimaline binaen Ertuğrul Sağlam ve öğrencilerini muhteşem performanslarından dolayı tebrik ederken, seyir zevki yüksek olan maçlar izlememize imkan tanıdıkları için bir sporsever olaka teşekkür ederim.

7 Mart 2010 Pazar

Teknoloji : NTV ve Microsoft İşbirliği :)

Olur ya bazen televizyon bulamazsınız canınız ntvspor, ntv ya da cnbc-e çeker. Artık internette googleda arama yapmaya gerek yok. Windows Media Center ile NTV ailesinin tüm kanallarını ve radyolarını bilgisayarınızdan rahatça izleyebilirsiniz. Windows Media Center, Windows 7 kullanıcıları için default olarak yüklü. Sadece internet televizyonuna gidip NTV'yi secip 1 mblık bir eklentiyi kurmanız gerekiyor. Gerisi cam. :)

And Oscar goeeeeeeeeees tooooooooooo : Danieeeeeeel Guizaaaaaaaaaa :)

15 Şubat 2010 Pazartesi

İ(Yİ)HALE


Ortalığı kasıp kavuran bir ihaleden sonra rekor olarak adlandırılabilecek bir fiyat karşılığında Türkcell Süper Ligin yayın haklarını Digiturk elinde tutmaya devam etti.
İhalede ortaya çıkan büyük rakam herkesin bu konuyu konuşmasına neden oldu. Hatta bazı ekonomistler ihale günü dövizi, borsayı bir kenara bırakıp canlı yayınlarda yayın hakları ihalesini konuştu.
Yapılan ortalama hesaplamalara göre gelecek sezon şampiyon olacak takım eğer üç büyüklerden birisi olursa kasasına yaklaşık 50 milyon dolar gibi bir rakam koyacak. Bu rakam şu an borç içinde yüzen kulüplerimiz için inanılmaz bir ilaç. Ancak kulüplerin alacağı rakamla birlikte en az onlar kadar kazanç sağlayan bir kurum da Türkiye Futbol Federasyonu. Bununla birlikte devlet de büyük bir vergi kazancı sağlamış olacak.
Peki yıllık yaklaşık 40 milyon dolar alacak olan federasyon bu paranın hakkını verecek mi? Bugüne kadar olanlara baktığımızda cevabın maalesef hayır olduğunu söyleyebiliriz. 2010 yılında İstanbul’da hala kar nedeniyle maçlar ertelenmekte, şiddetli yağış olduğunda futbolcular balçıklaşmış sağda ayakta kalma mücadelesi vermekteler. Soğuk havalarda bazı sahalarımızın buz pistine dönmesi ciddi sakatlıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Eğer hatırlatmak gerekirse bundan 2 yıl önce buz pistinden daha kaygan ve kötü olan bir sahada oynanan Konyaspor-Galatasaray maçında buzdaki bir ikili mücadele sonucunda sakatlanan genç oyuncu Uğur Uçar’ın formasına kavuşması 1,5 yıldan fazla zaman almışken eski formuna kavuşması ise biraz daha zaman alacak gibi görünüyor.
UEFA kupası finalinin yapıldığı Şükrü Saraçoğlu stadında birkaç hafta önce oynanan lig maçında futbolcular adeta göle dönmüş sahada birbirlerine üstünlük sağlamaya çalıştılar. Bununla birlikte Şansal Büyüka bir programda “seyir zevkinin artması için kanal olarak HD yayın gibi teknolojik gelişmeleri uygulamaya çalıştıklarını ancak Türkiye’deki statların çoğunun berbat durumdaki çimleri yüzünden bu teknolojinin tam anlamıyla uygulanamadığından” şikayetçi olmuştu. Doğruluk payı yüksek olan bu serzenişte bugün için de değişen bir şey söz konusu değil. Her yıl yaklaşık 40 milyon dolar pay alan federasyonun sahaları tek tek düzeltmesi mümkün değilse bile kulüplere bunu şart koşması ve teşviklerde bulunması rahatlıkla uygulanabilecek bir yöntemdir.
Tabi ki tek sorun bu değil futbolumuzda. Sık sık bahsedilen ve geleceğin yeteneklerini ortaya çıkaracağı söylenmiş olmasına rağmen bugüne kadar spor okulları ile ilgili herhangi bir gelişme söz konusu olmamıştır. Bununla birlikte sporcuların haklarını gözetmek amaçlı herhangi bir şey de yapılmamıştır bugüne kadar.
Tartışmasız bir doğru vardır ki o da federasyonun görevinin sadece ligleri düzenlemek ya da maçların yapılmasını sağlamakla sınırlı olmadığıdır. Günden güne daha da çirkinleşen ve keyif vermekten uzaklaşan Türk futbolu, federasyonun bu durağan konumu nedeniyle seyirciyi iyice kendinden uzaklaştıracaktır.
Sonuç olarak her sene için 321 milyon dolar ödeyecek olan Digitürk ile maçları izleyebilmek için Digitürk’e abone olup her ay yaklaşık 70 TL gibi bir rakam ödeyen taraftarın ödediği paraya oranla beklentisi daha da artmıştır. Ancak federasyonun bu anlayışı değişmediği takdirde bu ihalede sadece federasyonun payı olan yıllık 40 milyon dolar tutarındaki bedelin ihale bedeli olacağı günler yakındır.

10 Aralık 2009 Perşembe

Gönülden Geçen : 09/10 Şampiyonlar Ligi Son 16



Nesilden nesile aktarılacak maçlarla geçen bir sezon daha geçiriyoruz. Liverpool ve Juventus'un erken veda etmeleri gönülde yaralar açsa da Messi, Ronaldo ve Wenger üçlüsü derde bir nebze olsun deva oldular. Kuralar 18 Aralık'ta çekilecek. Gönlümde yatan eşleşmeler ve sebepleri :

1. FC Girondins de Bordeaux (FRA) - PFC CSKA Moskva (RUS)

Bordeaux'nun çeyrek finale rahat çıkabilmesi için en kolay takım CSKA. Zaten CSKA için de burası biraz süpriz oldu. Kazandıkları paranın tadını çıkarsınlar. Seneye hazırlansınlar.

2. Chelsea FC (ENG) - AC Milan (ITA)

Bir tarafta çok başarılı olsa da hiç sevemediğim Ancelotti, diğer tarafta nefret ettiğim Milan. İkisinin karşılaşması hem nostalik ve medyatik olur hem de benim antipati duyduğum takımlardan birisinin ölümüne sebep olur. Çok istiyorum.

3. Real Madrid CF (ESP) - FC Bayern München (GER)

Bunu ben değil Robben istiyor. Sonra oynayabilirse Ribery de Galacticos'a karşı hünerlerini göstersin bakalım. Scarface'i yakından görmek belki Perez'i düşüncesinden vazgeçirir.

4. ACF Fiorentina (ITA) - Olympiacos FC (GRE)

Hem Zico hem Mor Menekşeler için en uygun eşleşmelerden birisi. Kazanan diğerini tebrik etsin. Alnından öpsün. Laf söz etmesin.



5. FC Barcelona (ESP) - VfB Stuttgart (GER)

Burada işi olmayan takım gitsin erkenden. Modern Maradona fazla yorulmasın hem.

6. Manchester United FC (ENG) - FC Porto (POR)

Porto bu kupayı kaldırdığında Man. Utd ile bir husumet yaşanmıştı 2. Eleme Grupları'nda. Sir ölmeden önce her sene karşılaşsınlar. Adamın belki içinde kalmıştır. Geçen sene Mourinho ile hesaplaştı biraz biraz. Porto yarım kalmasın.

7. Sevilla FC (ESP) - FC Internazionale Milano (ITA)

Mourinho için gelsin. İnter'in biraz zorlansa da çok şey öğrenerek geçebileceği bir eşleşme olur. Belki finale bile gider bu yol.

8. Arsenal FC (ENG - Olympique Lyonnais (FRA)

Birisi bünyesinde Fransız oyuncularla dolu bir İngiliz takımı, diğeri Fransız sömürgelerinden futbolcularla dolu bir Fransız takımı. Bu lige bu kadar Fransız fazla. Wenger herşeye rağmen devam etmeli.


3 Kasım 2009 Salı

OYUN GEREĞİ OL(A)MAYAN DAKİKALAR

OYUN GEREĞİ OL(A)MAYAN DAKİKALAR

Jose Mourinho, Chelsea’nin başındayken bir maç öncesinde futbolcularına bir yasak getirmişti. Takım atağa çıktığı zaman kim yerde yatarsa yatsın topun dışarı atılması kesinlike yasaktı. O dönem centilmenlikle bağdaşmayan bu yasak büyük eleştiriler almıştı.
Elbette yerde yatan bir oyuncu olduğunda sakatlığın ciddi olması ihtimaline binaen tedavinin vakit geçirilmeden yapılması için böyle bir centilmenlik yapılmalıdır. Ancak son zamanlarda bu durumun suiistimal edilmesi Mourinho’nun ileri görüşlülüğüne örnek olabilecek cinsten.
Maçın son dakikalarına galip giren takım, vakit geçirmek için bugüne kadar gecikmiş taç atışları, oyuncu değişiklikleri ve daha birçok farklı yöntemi kullanmaktayken akla centilmenliğin suiistimal edilmesi geldi. Rakip takım atağa çıkacağı sırada bir oyuncunun kendini yere bırakması hem hızlı gelişen atağın kesilmesine sebep olmakta ki genelde centilmenliğin karşısında oyuna kendi sahanızda başlarsınız, hem de o sakatlık sırasında gerekli zamanın geçirilmesine sebep olmaktadır. Bir de baskı boyutu var tabi. Siz atağa çıkarken yerde rakip takımdan birisi yatıyorsa topu dışarı atmanız için rakip futbolculardan ve deplasmanda oynuyorsanız rakip takım taraftarından, eğer topu dışarı atarsanız kendi taraftarınızdan ve bazen de teknik direktörünüzden tepki alırsınız. Buna çözüm bulan bazı futbolcular yerde yatan bir oyuncu gördüklerinde topu dışarı atmamakta ama atağı da yavaşlatarak yerdeki futbolcunun kalkmasını beklemekteler.
Diğer önemli nokta da şudur ki sakatlanarak oyunun durmasına sebep olan oyuncunun çoğu zaman tedavi amaçlı olarak saha dışına alınır alınmaz ayaklanması ve saha içine girdiğinde eskisinden daha da iyi koşması. Bir pozisyonda acılar içinde yerde kıvranan bir oyuncunun 2 dakika bile geçmeden saha içinde koşturması şaşırtıcı gelmiyor artık.
Tribünler bu durumu kanıksayamamanın verdiği sinirle yeni bir tezahürat geliştiriyor. “ayağa kalkın erkek gibi oynayın.” Her geçen gün biraz daha artıyor vakit geçiren futbolculara. Çünkü artık taraftar futbol izlemek için gittiği statta sıkılmak istemiyor daha fazla.
Önemli bir istatistiktir ki kalecilerin gördükleri sarı kartın çok önemli bir bölümü 80. dakikadan sonradır. Önceden 80. dakikadan sonra kaleciler zaman geçirmeye başlarken şimdi önde geçtikleri dakikadan itibaren vakit geçirmeye başlamışlardır. Ancak hakemler ise bu duruma 50-60 dakika tepkisiz kalıp nedense son dakikalarda sarı kartını kullanmaktadır. Ayrıca vakit geçirdiği için sarı kart gören kaleci sarı kartı gördükten sonra daha fazla vakit geçirici eylem yapmasına rağmen kırmızı kartla cezalandırılmamaktadır.
Bir diğer husus ise oyuncu değişikliği. Uzatma dakikaları oynanırken oyuncu değişikliğine gidilmesinin zaman geçirmek için yapıldığı tartışmasız bir gerçektir. Ancak buna karşın herhangi bir önlem alınmamıştır. Çok basit bir değişiklikle bu sorun halledilebilir halbuki. Örneğin 85. dakikadan sonra oyuncu değişikliğinin yasaklanması ya da aynı dakikadan sonra oyuncu değişikliği yapılması durumunda maç sonuna sadece o değişiklik için 2 ya da 3 dakika eklenecek olması bu durumun suiistimalini engelleyebilecektir.
Bir futbolsever olarak 90 dakikalık bir maçta topla oynamanın 30-40 dakika civarlarında olması canımı sıkmakta. Artık kandırılmış bir tüketici olmaktan bıkan futbolseverlerin sıkıntısına çözüm bulmak federasyonun elinde. Sadece bu sorunun çözülmesi bile Türk futbolunda gözle görülür bir iyileşme sağlayacaktır.
Cem MAĞDEN
03.11.2009